e
sv

Emre Can Soruyor; Perim Akıncı Cevaplıyor

141 Okunma — 26 Temmuz 2025 07:05
avatar

Emre can

  • e

    Mutlu

  • e

    Eğlenmiş

  • e

    Şaşırmış

  • e

    Kızgın

  • e

    Üzgün

Perim Akıncı’yla Müzik ve Hayaller Üzerine Akıncı, müziğe olan sevgisiyle hayatını renklendiren genç bir yetenek. Kendi tarzını yaratırken, duygularını ve yaşadıklarını şarkılarına yansıtıyor. Biz de bugün onun müzik yolculuğunu, ilham kaynaklarını ve gelecek hayallerini konuşacağız. Hadi başlayalım!

Ama öncelikle Perim Akıncı’nın Son çalışması “KARBEYAZ” sizlerle…

1.Perim Akıncı’yı müzik yapmaya iten ilk şey neydi?

Müzikle ilk tanışmam 6 yaşında, dedem Orhan Akıncı sayesinde oldu. Kendisi müzisyen ve benim ilk öğretmenimdi. Evde çalınan her nota, her piyano sesi bana bambaşka bir dünya sunuyordu. O yaşlarda arkadaşlarım oyuncaklarla oynarken ben, dedemle etüt yapmayı dört gözle bekliyordum. Onun yönlendirmesiyle Dokuz Eylül Konservatuvarı sınavlarına hazırlandım ve burslu olarak kabul edildim. Aslında müzik, hayatımda bir tercih değil, bir çağrı gibiydi; ben de o çağrıyı çocuk yaşta duydum.

2.Yayınladığın şarkılar arasında seni en çok yansıtan hangisi ve neden?

Ferman, şu ana kadar beni en çok yansıtan şarkım oldu. Çünkü hem sözlerinde hem de müziğinde tamamen kalbimin aynası var. Bu şarkıyı yazarken hiçbir şey planlamadım, içimden ne geçiyorsa doğrudan aktardım. Baştan sona sade ama yoğun bir anlatımı var; sanki biriyle sessizce konuşur gibi başladı, sonra duygular büyüdükçe seside yoğunluğu da arttı. Şarkının içinde sadece kelimeler değil, duyguların iniş çıkışları da var. O yüzden besteyi yaparken bu duygusal akışı dinleyenin de hissedebilmesini istedim. İlk baştaki sakinlik zamanla artan bir aşka özlem ile yer değiştiriyor — tıpkı içimizde büyüyen ve sonunda dile gelen duygular gibi. Ayrıca enstrümanlarda da abartıya kaçmadan sadece gerekli olanları kullandım. Çünkü bu şarkı “fazlalıksız” bir iç döküş. Duyguyu boğmadan, yalın ama etkileyici kalabilmesini istedim. O yüzden Ferman, hem müzikal anlamda hem de duygusal yoğunluk açısından “işte bu tam ben” diyebileceğim bir parça oldu.

3.“Ferman”, “Karbeyaz” gibi şarkıların hem sözü hem de müziği sana ait. Üretim sürecin nasıl başlıyor?

Benim için üretim süreci planlı bir masa başı çalışmasından çok, anlık bir içsel akış. Bazen bir sokak sesi, bazen bir bakış ya da sadece bir sessizlik beni tetikleyebiliyor. Gitar elimdeyken mırıldanarak başlıyorum çoğu zaman. Kalbimde bir duygunun yoğunlaştığını fark ettiğim anda müziğe dönüşüyor. “Karbeyaz”, aniden içimde beliren bir duygunun melodik ifadesi oldu. Kendi içimde bir sahne varmış gibi, önce hissediyorum, sonra o hissi melodilere dönüştürüyorum. Keza, “Ferman” isimli şarkım da içimde patlayan bir duygunun, teni ve ruhu çağıran bir ferman gibi bana yön verdiği anlarda doğdu.

4.Dinleyicilerin şarkılarınla en çok hangi duyguda buluşuyor sence?

Bence dinleyicilerle en çok “gerçeklik” duygusunda buluşuyoruz. Şarkılarımda süslemeye ya da yapaylığa yer yok; acıysa acı, umutsa umut… Nasıl hissediyorsam öyle aktarıyorum. Bu samimiyet, dinleyicilerde bir güven alanı yaratıyor. Hatta bazıları, “Sanki benim yaşadığım bir şeyi anlatmışsın” diyor. Bu da müziğin en kıymetli tarafı bence: kalpten gelenin, kalbe ulaşması, şarkılarımda  her ne kadar acı ya da kırılganlık barınsa da, onların içinden geçen bir umut hattı hep var. Çünkü yazarken sadece hissetmekle kalmıyor, o duygunun içinden geçip iyileşmenin yollarını da arıyorum. Bu süreçte kendimle yüzleşiyor, kabulleniyor ve dönüştürüyorum. Dinleyiciler de kendi hikâyeleriyle bu duygulara temas ediyor; böylece yalnız hissetmedikleri bir alanda buluşmuş oluyoruz. Bizi bağlayan şey, o samimiyet ve birlikte iyileşebilme hissi.

5.Cover’ladığın parçalarla kendi şarkıların arasında nasıl bir fark hissediyorsun?

Cover’ladığım şarkılar bir nevi misafirlik gibi; başka birinin duygusuna, hikâyesine konuk oluyorum. O duyguyu kendi içimden geçirerek, yeniden canlandırıyorum. Yani kelimeler başkasına ait olsa da his bende gerçek. Dinleyicilerden sık sık, “Şarkıyı sanki sen yaşamışsın gibi söylüyorsun”  tarzı yorumlar alıyorum ve bu beni çok mutlu ediyor. Ama kendi şarkılarımda bambaşka bir alan açılıyor. Bu kez sadece yorumcu değilim, aynı zamanda hikâyeyi yazanım. Her kelime, her melodi doğrudan içimden çıkıyor. Bu hem daha savunmasız hem de daha özgürleştirici bir hâl. Kendi şarkılarımda saklanacak yerim yok; ne hissediyorsam olduğu gibi koyuyorum ortaya. Bu yüzden dinleyen biriyle aramdaki bağ daha doğrudan ve daha derin oluyor. Çünkü o an yalnızca bir şarkı değil, ben anlatılıyorum.

6.Bağımsız bir sanatçı olarak dijital dünyada var olmak sence daha kolay mı yoksa daha zor mu?

Aslında hem kolay hem zor. Bir yandan bağımsız olmak çok özgürleştirici; neyi, ne zaman, nasıl yapmak istediğine tamamen kendin karar veriyorsun. Şarkının sözünden prodüksiyon sürecine, kapak görselinden paylaşılacağı zamana kadar her şey sana ait. Bu da yaratıcılığını sınırlamadan hareket etmeni sağlıyor. Ama aynı zamanda bu özgürlük, büyük bir sorumluluğu da beraberinde getiriyor. Çünkü müziği üretmekle bitmiyor iş; kaydını alman, düzenlemen, sonra onu doğru zamanda doğru şekilde dinleyiciyle buluşturman gerekiyor. Tanıtım, sosyal medya yönetimi, içerik üretimi, video çekimi… Üstelik dijital dünya çok hızlı değişiyor. Bugün görünür olmanın yolu yarın tamamen başka bir algoritmadan geçebiliyor. Bazen çok emek verdiğin bir paylaşım hiç karşılık bulmazken, en plansız olan bir anda binlerce kişiye ulaşabiliyor. Bu da sürekli yenilenmeni, denemeni ve yılmamayı gerektiriyor. Ama tüm bu zorluklara rağmen biri çıkıp “Bu şarkını dinlerken kendimi çok iyi hissettim” dediğinde ya da sadece bir kişinin bile kalbine dokunduğunu bildiğinde… her şey anlam kazanıyor. Bağımsız olmak belki daha zorlu bir yol ama kendinle, müziğinle ve dinleyicinle kurduğun bağ çok daha gerçek. O yüzden ben bu yolu seçtiğim için mutluyum.

 7.Müzik dışında seni besleyen ilham kaynakların neler? (kitap, film, doğa, insanlar…)

İlhamı çoğu zaman insanda buluyorum. Bir bakış, bir sessizlik, bir sokak anı ya da kısa bir sohbet… Bazen sadece birinin gözlerindeki yorgunluk bile içimde bir melodiye dönüşüyor. İnsanları dinlemeyi çok seviyorum; dertleşirken bile kelimelerin ritmini, duyguların melodisini yakalamaya çalışıyorum. O anlarda farkında olmadan müzik yapıyorum aslında. Özellikle huzurevlerinde yaşlılarla geçirdiğim zamanlar benim için çok kıymetli. Onların geçmişlerinden, yaşanmışlıklarından dinlediğim hikâyeler, hayatın farklı yüzlerini anlamama yardımcı oluyor. Her biri, yaşam dolu anılarla dolu bir hazine gibi ve onların sesinde, kelimelerinde bambaşka melodiler saklı. Bu anılar, şarkılarıma derinlik ve anlam katıyor. Çocuklarla olan bağım da ayrı bir ilham kaynağı. Onkoloji servisindeki çocuklarla yaptığımız müzik etkinlikleri ya da anaokullarında verdiğim gönüllü dersler… Oradaki saf sevgi ve müziğin iyileştirici gücü beni derinden besliyor. Çocuklar, hayatın özüne çok yakınlar; onların dünyasına müzikle dokunabilmek benim için tarifsiz bir armağan. Kitaplar ve şiirler ise ruhumun en ince tellerine dokunan sihirli dokunuşlar gibi. Bazen bir dizede kaybolurum, bazen bir cümlenin ardında saklı anlamlarda yolculuk ederim. Kelimelerin büyüsü, şarkılarımın ilk tohumlarını ekiyor kalbime. Doğa da her zaman yanı başımda, sessiz bir ilham perisi gibi. Uzun yürüyüşlerde, hafif bir rüzgarın tenime dokunuşunda ya da güneşin ağaçlar arasından süzülen ışığında yeni bir şarkının ilk nefesini buluyorum. İlham, aslında her yerde ve her anda; yeter ki onu duyacak bir kalbin olsun. Müzik de tam burada, o duraklama anlarında doğuyor, kelimeler ve notalarla buluşuyor.

8.Sahneye ilk çıktığın anı hatırlıyor musun? Nasıl bir histi?

Evet, o anı hala kalbimin en derin köşesinde hissediyorum. Ortaokulda okul gecesi vardı ve ben sahnede şarkı söyleyecektim. Kuliste ismim anons edildiğinde, sahneye çıkmama sadece bir adım kalmıştı. Ama birdenbire öyle büyük bir korku ve heyecan çöktü ki, anneme dönüp “Ben çıkamayacağım” dedim. Annem gözlerimin içine bakarak “Sen yaparsın, ben sana inanıyorum” dedi. O sözler, içimdeki korkuya inat bir umut ve cesaret yaktı. Yine de adımımı attım ama birden geri çekildim, “Yok, ben yapamam” dedim. O anda annem, sessiz ama güçlü bir kararlılıkla arkamdan beni sahneye doğru itti. Koşar adımlarla, kalbim deli gibi çarparak çıktım sahneye. İzleyicilerin alkışları, o anın büyüsü ve annemin inancı, korkularımı adeta eritti. O ilk adım, benim için sadece bir başlangıç değildi; aynı zamanda içimdeki gücü keşfetmemin, sahneyle arama kurduğum o özel bağın ilk kıvılcımıydı. O andan sonra sahneye çıkmak korku değil, tutku oldu. Annemin inancı sayesinde, kendi sesimi bulduğum o gün, hayatımın en anlamlı anlarından biri oldu.

9.İleride birlikte çalışmak istediğin bir sanatçı var mı?

Evet, müzik yolculuğumda çok etkilendiğim ve tarzlarını gerçekten sevdiğim birkaç isim var. Sezen Aksu’nun içtenliği, Zerrin Özer’in güçlü yorumu, Zara’nın samimi duruşu, Serdar Ortaç’ın enerjisi ve Ebru Gündeş’in tutkulu sesi… Onlarla çalışmak benim için büyük bir onur ve aynı zamanda çok değerli bir deneyim olurdu. Bu sanatçılar sadece sahnede değil, müziğe kattıkları samimiyet ve özgünlükle de beni derinden etkilediler. Yanlarında olabilmek, müziğime yeni renkler katmak ve yeni kapılar açmak demek olurdu. Kim bilir, belki bir gün yollarımız kesişir. O hayali hep içimde taşıyorum ve bu düşünce bile bana güç veriyor.

10.DurBirBak.com takipçilerine özel: Perim Akıncı’dan ilk kez duyacağımız bir şey paylaşır mısın? (yeni proje, itiraf, hedef vb.)

Aslında müzik yolculuğumda hep içtenlikle ilerlemeyi seçtim. Şu anda üzerinde çalıştığım birkaç yeni proje var; her biri benim için çok özel, duygusal derinliği yüksek şarkılar. Bu şarkılar, yaşadığım deneyimlerin ve hissettiğim duyguların bir yansıması. Dinleyicilerimle bu parçaları paylaşmak için büyük bir heyecan içindeyim. Bunun yanı sıra, müziğimle sadece uzaktan değil, birebir temas kurabileceğim, dinleyicilerimle gerçek bir bağ kurabileceğim küçük etkinlikler düzenlemeyi de çok istiyorum. Beni böyle etkinliklere davet ettiklerinde büyük bir mutlulukla katılıyorum ve bu tür buluşmalarda şarkılarımı seslendirmek, dinleyicilerimle kalpten kalbe bir paylaşım yaşamak benim için tarifsiz bir mutluluk.

Şu sıralar “Perim’le Akustikle” adlı çalışmama büyük bir heyecan ve tutkuyla devam ediyorum. Dinleyicilerimin her hafta yeni cover’ları sabırsızlıkla beklemeleri, bana inanılmaz bir enerji veriyor. Onlarla bu özel bağı kurmak, müziğimi doğrudan ve samimi bir şekilde paylaşmak benim için tarifsiz bir mutluluk. Bu süreci asla bırakmayı düşünmüyorum; çünkü her cover, benim için sadece bir şarkı değil, aynı zamanda bir duygu yolculuğu, bir hikâye paylaşımı. Gelecekte, nostaljik bir albüm çıkarma hayalim var. Geçmişin o sıcak, samimi ve duygusal havasını dinleyicilerime yeniden hissettirmek istiyorum.

Dinleyicilerimin bana gösterdiği destek için yürekten teşekkür ediyorum. Onların sevgisi ve ilgisi, müzik yolculuğumda en büyük motivasyon kaynağım. Bu destekle her gün daha da güçleniyorum ve yeni projelerime daha büyük bir tutkuyla sarılıyorum. Aynı zamanda, müzik yolculuğumda sponsorluk ve iş birliği fırsatlarına açık olduğumu da belirtmek isterim. Sanat camiasından dostlarım ve yeni yeteneklerle birlikte çalışmak için heyecan duyuyorum. Müziğimle, ortak değerler etrafında buluşabileceğimiz, yaratıcı ve samimi projelerde yer almak benim için çok kıymetli.

Bu yolculukta içtenlikle şunu da söylemek isterim ki; her ne kadar güçlü olsak da, sanat yalnızca bireysel bir çaba değil, birlikte büyüyen ve gelişen bir ruh. Bazen sadece bir elin sıcaklığı bile bir sanatçının dünyasını baştan sona değiştirebilir. Bu yüzden yolumda yürürken yanımda olacak gönüllere ve dostlara daima kapım açık; birlikte büyüyüp, daha güzel müziklere imza atacağımıza yürekten inanıyorum.

Emre can
Author: Emre can

  • Müzisyenler İçin Dijitalde Kalıcı Olmanın Yolu: DurBirBak.com – DurBirBak
    9 ay önce

    […] ÖRNEK SAYFA İÇİN TIKLAYINIZ. […]

    yorum beğen

Sıradaki içerik:

Emre Can Soruyor; Perim Akıncı Cevaplıyor